İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

ÖYLESİNE

Masada oturuyoruz. Karşımda alımlı, bakımlı bir kadın. Winston içiyor. Uzatıyor. “Kullanmıyorum!” Yanımda kırçıl saçlı bir adam. Kadir İnanır’ı andırıyor siması. Kitap pazarlıyor. Sol tarafımda sol gözü kör, genç adam.
Bayan, kirpiklerini usulca indirerek: “sol yayınları yok mu?” yakıştıramıyorum nedense. “Bir elinde ayna-bir elinde cımbız” dizeleri. Gülümsüyorum muzipce. Bozuluyor. “Ne yani, olamaz mı?” gibisinden.
Köyde pencerem Bingöl dağlarına bakıyor. Perspektifim, yarım ay şeklinde dağlarla geniş açı oluşturuyor. Mayıs sonları dağlarda az da olsa yer yer kar var. Doruğa yakın bir yerde, gözeden dikine kucak dolusu su fışkırıyor. Gözenin üst kısmı yeşillik, civarında bir kaç ağaç var. Eteklerine inildikçe yeşillik artıyor. Birbirine uzak, gelişigüzel serpilmiş evler, genellikle kavak ağaçlarıyla çevrili.
Penceremi kapatıyorum. Masamda: Orhan Pamuk’un “Öteki Renkleri”, Murathan Mungan’ın “Mırıldandıklarım”, notalarla ilgili fotokopiler, en üstte “şu dağların yükseğine erseler” altyazı:Allegro Moderato.
Bir öykü. Rastgele bir sayfayı açıyorum. İlk cümle: “Vapura gelmediniz. Kim bilir kimdiniz?” okumuyorum tümünü. Son cümle: “Sahi ne oldu da gelmediniz?”
Düşlere dalıyorum. İbibik ötüşler yarıda kesiyor düşleri. “Sahi denizin ortasında ne işiniz var?”
Daimi Bingöl, 31.01.2011

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın