İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Köy Manzaraları

Köye gelirseniz, sizi çocuklardan önce kargalar karşılar. İki tür karga. Bir türü beyaz benekli, diğer türü kara. Kara derken yanına benekli eklesem mi diye düşündüm şimdi. Kara kargalar yoktu çocukluğumuzda. Belki vardı, ama bu kadar çok değillerdi. Bildiğim; kara göçmen kuşları vardı. Onlara buralarda rastlayamazsınız artık.

Burası dediğim; Buban. Karer’e de uğradım geçenlerde. Oralarda da göçmen kuşlarına denk gelmedim. O kuşlar baharı müjdelerdi dönüşleriyle. Kış yaklaşınca kaybolurlardı birden, nereye gittiklerini bilmezdik. Merak ettiğimizi de sanmıyorum. Olağan, sıradan gelirdi bize bahar aylarında görünmeleri, kış aylarında görünmez olmaları. Ama her bahar dönerlerdi.

Kitaplarda göçmen kuşlarla ilgili yazılanlar inandırıcı gelmezdi. Onca yolu nasıl alırlar, o kadar uzaklara nasıl uçarlar diye düşününce. Sonra kendi göçerliğimiz girdi sayfalara. Sormayacaktım, sorayım yine de: O kadar uzaklara nasıl gittik, o kadar zaman nasıl oralarda tutunduk?

Beyaz benekli kargalara saksağan diyorlarmış, öğreneli bir yıl oldu ancak. Yolumun üzerindeki elma ağacına çalı çırpı taşıyordu bir saksağan ailesi. Bütün kanatlılar burada eşli uçuyor, eşli yemleniyor, eşli taşıyorlar çalıları yuvalarına. Bahara mahsus bu. Yumurtadan yavruları çıktıktan bir kaç hafta sonra köydeki bütün kargaların bir arada havalanıp konduklarını bildiğimden diyorum. Eş eşe yapıyorlar bütün işleri. Bahar gelmiş demek ki. Çimler toprağa tutkal ile tutturulmuş gibi gözükse de hala.

Manzaralar Nisan ayından. İkinci haftası nisan ayının. Bahar gelecekti elbet. Gelmeliydi. Yamaçlarda kar, dereler dolu, hava kuru soğuk olsa bile.

Boşuna, “her şey çok güzel olacak” demiyorlar.

Çimler toprağa tutkalla tutturulmuş gibi görünsün, hiç fark etmez.
Birkaç güne kalmaz çimler boy verir, güneş güneş gibi ısıtır.
Hava kar havası. Hava yamaçlardaki karlardan. Hangi tarafa baksanız, kar kümeleri. Doğa yamalı, yara bere içinde sanki. Bu yamalar, bu yaralar tanıdık geliyor. Yıllar öncesinden. Çocukluk yıllarından. O zamanlar hiç bu kadar ürkütücü görünmezdi bu yamalar, bu yaralar.
Beton yığını şehirleri ezberlemekle geçmişse ömür, bu gün yamalı doğa ürkütücü gelir tabi ki. Şimdi köyden bakınca, dünya daha büyükmüş gibi geliyor. Uçakların iz bıraktığı koca bir gökyüzü, dereler, çayırlar, yamaçlar, çukurlar, tepeler, kayalar, ağaçlar, dağlar; bunlar yetmezmiş gibi kar ve soğuk.
Bir sokak adı yok, bir kapı numarası yok bu manzaranın.
Yamalı doğanın ürkütücü gelmesi, kaybolma hissi uyandırması bundan olmalı.

Cafer Yurtsever
05.05.2019

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın