İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Define

Tutmaç festivalini bir başka bahara bırakmışken Karer’e define arama turları düzenleyelim.

Bilir miydiniz Karer’in derin bir çanağın içinde kaldığını ve köylerinin biraz “h”, biraz da “x” harfine benzer bir şekilde bir ahtapotun postu üzerinde karşılıklı yer aldığını?

Tepeleri tepecikleri; yaban armut ve elmaları; dere ve derecikleri görmezden gelin Karer’i hamur gibi açın, bence bir ahtapotun oturmuş hali çıkar ortaya.

Şimdi de, bir hamakta sallanıp dururken, hamağın bir ipi kopunca yana devrilmiş gibi görünen,  itilip itilip  koca Karer dağına sürüklenen,  dağ kımıldamayınca dağın eteklerinde serpilmek zorunda kalan sekiz köyün altını eşemeye başlayın.

Ne çıkar ortaya? Karer toprağının altından altın mı çıkar, yoksa silah mı?

Duymazdan gelin ve bu soruyu bir kenara bırakın şimdilik. 

Epeydir bir punduna getirip yazmayı düşünüyordum. Zaman o zaman ise, sizi devrime beş kala yıllarına, 1970’lı yılların ikinci yarısına, Karer’in bir ilkokuluna götürmek istiyorum:

Mevsim yaz. Okullar henüz tatile girmiş. Ortaokul ve lisede okuyan Karerli gençler şehirden köye dönmüş. Uzun saçlı, İspanyol paçalı, Deniz montlu 20 kadar genç koltuklarının altında gazete ve dergileriyle okulda toplanmışlar, devrim öncesinin en etkili ve nihai kararlarını almaya çalışıyorlar. O yıl liseyi bitirmiş biri olarak ben de aralarındaydım. Bana önerileri tebeşirle kara tahtaya yazma görevi düşmüştü. Bir dernek, daha açık sözlü olayım, bir örgüt için isimler sıralanıyordu. Aklımda önerdiğim ismim ilk kelimesi kalmış. Önerilen isimlerin arasına “Dokuzlar” ile başlayan bir isim yazmıştım. Tamamı dokuzlar cephesi mi, dokuzlar derneği mi, dokuzlar çetesi mi hatırlamıyorum. Arkadaşlar “dokuzlar” sözcüğünün hemen “domuzlar” sözcüğünü çağrıştırabileceğini öne sürerek önerimi geri çekmemi istemişlerdi. Ben de yazdığım ismi silmek zorunda kalmıştım.

Bu silme olayı o toplantıda alınan tek somut karar olmuştu.

Malumunuz tarafların kurulmuş köprülerden bir kıyıdan diğer kıyıya geçişine 1980 yılına kadar izin verildi. Sepetteki üzümler bir gecede olgunlaşmış, rütbeliler şarap imalatına girişmişlerdi hemen o gecenin sabahında. Her ne hikmetse o Gılgamış telaşında bile yeşil üzümler ayıklanmış, kırmızı üzümlerden şarap yapılmıştı.

Kırmızı şaraptan sarhoş olmuş generallerin tankları köy ve kent yollarına düşmüştü ardından.

Sonra mı?

Sonrası tilki ve leyleğin yayvan tabaktan çorba içme hinliği.

Adınız gibi bilirsiniz ki bu memlekette Mehmet ağa sarı çizmeleri çekmiş, eline kamçıyı almış ve sokağa çıkmışsa eğer, sancak ve toprak marşlarını ezberlenmekten başka seçeneğiniz yoktur artık.

Üstüne üstlük ezberi zayıf çocuklar çok kitap okumuş ve çok ileri gitmişlerdi.

Kitap…

Bu memleketin neresini kazarsanız kazın altın veya silah çıkar, Karerin toprağından ise sadece ve sadece kitap…

Buna rağmen define turlarına var mısınız? Ya da toprak altından sararmış kitapları çıkarmanın belgeselini çekmeye…

Cafer Yurtsever 23.02.2006

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın