İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

Taşfırın


Başladım.

Sorunuz belli.

Neye başladın, diye soracaksınız.

Köyde havalar gündüzleri sıcak, akşamları serin, geceleri soğuk. Kış mevsimine adım adım ilerliyor zaman. Komşular otlarını biçti. Üç hafta sürdü, sürmedi. Bugün de yağmur yağdı. Mayıs ayından beri yağmur düşmüyordu. Bugün düştü. Komşuların otları yerde. Otlar yerde kaldı mı küflenir, ıslandı mı küflenir. Küflü otları inekler yemez, koyunlar yemez, eşekler bile yemez, burunlarıyla öteye itekler. Yağmur bostanlara iyi gelir, diyorlar. Bu günkü yağmur bostanları yalayıp geçti. Kurtuluş köyünden inen derenin taştığını söylediler. Millet derenin yamacına koştu. Kurtuluş deresi taşmış ise, Kilise deresi taşmaz mı? Kurtuluş’tan gelen dere ile Kilise’den gelen dere yeni köyün dibinde birleşiyor. Kilise deresi temiz ve uykuda. Kurtuluş deresi çamur ve taşkın. Sel dere ağzındaki ot balyalarını önüne katıp getirmiş, aşağılara götürmüş. Sallana sallana sürüklenen ot balyalarını görenlerin aklına, Niyazi geliyor. Niyazi’nin otları geliyor. Niyazi’nin dışında dere ağzındaki otları biçen yokmuş gibi. Bir süre önce evi yandı ya, bütün felaketlerin onun başına geleceğinden korkuyorlar.

Sorunuz neydi?

Neye başladığımı soruyordunuz.

Taşfırın inşaatına başladım.

Komşu kadınları sadece merak ediyor.

Komşu erkekleri tedirgin.

Kadınları, biz de isteriz, demesinler sonra.

Komşu kadınların ömrü sacda ekmek pişirmekle geçmiş.

Komşu erkeklerin ömrü sacda pişen ekmekleri yemekle geçmiş.

Benin taşfırın alışkanlıkları yerle bir edebilir.

Benim korkum da bundan.

Boş verin!

Şehirden geldim diye sınır, arazi, mera kavgası yapacak, boş bilgelik satacak halim yok.

Ne olacaksa olsun.

Aslında sonucu ben de çok merak ediyorum. Şimdilik taşfırının kaidesi tamam. Taşfırının kubbesini tamamladığımda tekrar paylaşır, üzerine bir kaç söz de ederim.

Dahası var.

Laf olsun diye,  “diyelim ki fırın olmadı, bir projektör olsa bu kaidenin üzerine koyar, yıllardır çektiğim resimleri, yeni filmleri…” diyecek oldum, Rıza sandalyeden fırladı.

Duvarın gölgesinde oturuyordu. Temmuz ayı. Öğle vakti. Ortalık kavruluyor. Gölgeden güneşli alana geçti. Telefonu elindeydi. Neyse ki onu düşürmedi. Oturduğu plastik sandalyenin bir ayağı kırık olduğu için, sandalyeyi duvara dayamıştı. Ayağa fırlayınca sandalye yan yattı. Bir kalp durmadı, telefon düşmedi, sandalye yan yatsın, hiçbir şey değil.

Rıza Çiman’ı tanıyanlar bilir, dilinin nasıl kemiksiz olduğunu.

“Ula, evet… Biliyor musun, ben de projektör var. Hem de en alasından. Gülsüm’ü ararım, kargoya verir gönderir. Anasını satayım her akşam bir film…”

Laf olsun diye söylemiştim, ama karşı duvar da çok kışkırtıcı.

Karşı duvarda bir perde, kaidenin üzerinde bir projektör, etrafında bir düzine sandalye, al sana serin akşamlarda köyde sinema…

Cafer Yurtsever, 06.07.2019

Son demet…

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın