İçeriğe geçmek için "Enter"a basın

İki Kitap (1)

Elimde iki kitap var bu sıralar. İki kitap da kargo ile elime geçti.

Kargo elime geçtikten iki gün sonra, Selahattin Demirtaş’ın kitabının korsan yayınlarının çıktığına dair haberler çıktı, bu haberler kitabı basan Dipnot Yayınları tarafından doğrulandı.

Elimdeki kitap orijinal.

Kitabın adı: Leylan.

Kitabın kapak iç sayfasının rengi de turuncu. İçim rahat.

Bu birinci kitap.

İkincisi Hasan Hoca’nın kitabı.

O da orijinal.

Kitabın adı: Vir ü Heyat

Bir zati Hasan Hoca tarafından adıma imzalanmış.

Hasan Hoca’nın kitabını elime aldığımda, yıllar öncesinin pencereleri açıldı birden.

Henüz emekli olmamıştı. O sıralar Doluçay köyünde öğretmendi. Bir tiyatro eseri üzerinde çalıştığını, bir noktada tıkandığını söylediğini hatırlıyorum hep. Bana neden söyleme gereği duymuştu ki? Hasan Hoca yaşça benden büyüktür. Kendisine “ağabey” diye hitap ederim. Fikrimi öğrenmek istediğinde henüz lise mezunuydum. Yazko Edebiyat dergisinde yayınlanan ilk ve son öyküm dışında beni ele veren bir yazı geçmişim de yoktu veya bilinmiyordu.

Kurtuluş savaşını konu ettiği bir kahramanlık tiyatrosunu yazdığını, sahnede bombaları nasıl patlatacağına bir türlü karar veremediğini söylüyordu. Ya da bunları sesli düşünüyordu da ben o sırada orada bulunmuş ve söylediklerini duymuştum. Bu ihtimal de göz ardı edilemez aslında. Kafamızın içinde günlerce evirip çevirdiğimiz hayallerimizi birileriyle paylaşma ihtiyacı duymaz mıyız? Duyarız. O birileri bulmayınca da sesli sesli söyleyip durmaz mıyız? Olmaz mı hiç?  Uykusuz kaldığımız bile olur.

Sanırım ben de ona, perdenin dışında istenen türde ses efektleri ile sorunu çözebileceğini söyledim. Söylememiş de olabilirim. Hafızamda tutulmuş böyle bir not var.

Bir pencere daha açıldı.

Adını bulamadığımız için kuramadığımız devrimci dernek günlerinden bir pencere…

Toplandığımız okulun kara tahtasına alt alta isimleri yazma görevi bana düşmüştü. Liste uzadıkça uzuyordu. Listeye simultane, “Dokuzlar Derneği” adını ekledim. Bu ad çok yavan kaldı deyip başına “Devrimci” ibaresine de ekledim. “Devrimci Dokuzlar Derneği” Mademki biz dokuz köyün gençleri olarak bir araya gelmiş ve bir dernek kurmaya karar vermişiz, derneğin adı neden “Devrimci Dokuzlar Derneği” olmasın ki? Birkaç saniye sonra ip koptu. Gençler bir ağızdan, ”Devrimci Domuzlar Derneği” diye tercüme ettiler. Kara tahtanın yağmurluğundaki keçe silgi ne güne durur? Devrimci Dokuzlar Derneği adını sildim. Bununla kalsa iyi. Okuldan ayrıldığımızda kara tahta tertemizdi.

Bir yıl sonra aynı okulda Sırrı Hoca, Sırrı Kaplanseren,  köyün ileri gelenlerinin de katıldığı, tesadüfen orada misafir bulunduğum 23 Nisan töreninde günün önemine dair konuşmayı benim yapmamı istedi. Üzerine “Devrimci Dokuzlar Derneği” yazdığım tahtanın önüne dikildim mecburen. Karşımda Ali Haydar Yurtsever, hep saygıyla andığım amcamız Veli Yurtsever, Hasan Kaplanseren, Mömün Tandoğan, Rıza Kaplanseren, İbrahim – Rıza kardeşler, nerdeyse köyün bütün amcaları ve tabi çocuklar…

Söze iyi başladım. Nefesimi dengede tutup sağlam bir giriş yaptım. Ya da öyle sanıyorum hala. İster istemez sözlerim gelip Atatürk’e dayandı sonunda. Arkamda bir yıl önce üzerine, “Devrimci Dokuzlar Derneği” yazdığım kara tahta, karşıma koca bir erkan ve geleceğin gençleri… Sanki yeriymiş gibi, Atatürk’ün inkılaplarına başkaldırdığımızı hatırladım. Hatırlamaz olaydım. Sözler boğazımda dizildi kaldı. Sağa dönsem Atatürk, sola dönsem Atatürk. Sövsem olmaz, saysam olmaz. Beni sahneden nasıl indirdiler, ya da kendim nasıl indim hatırlamıyorum. Muhtemelen donmuş, kalmıştım. Birileri su verdi mi, vermedi mi bilmiyorum.

Kurtuluş savaşı kahramanlığını konu ettiği tiyatro eserinin akıbetini Hasan ağabeyime hiç sormadım daha sonraları. Buradan sormuş olayım.

Savaş ve şiddet içerikli dizilerinin 7+ yaş grubuna, düzeysiz dalavere dizilerinin 13+ yaş grubuna uygun görüldüğü, kitapların yazılması ve okunmasının neredeyse yasaklanacağı hissine kapılmaya ramak kalmış bir ülkede resmi dile muhalif bir dilde yazılmış bir kitabı okumak sıkıcı gelebilir çoğumuza.

O muhalif dil anadilimiz olsa bile.

Hasan Hoca, anadilinde yazmış. Ah ağabeyim, ne yaptın mı demeliyim? Tabi ki demem.

Cafer Yurtsever

12.02.2020

(Devam edecek)

İlk yorum yapan siz olun

Bir cevap yazın